Pazartesi, Nisan 30, 2007

Çikolatalı ve Vişneli Rulo Pasta

Tarifteki yağ miktarı bana fazla geldiğinden bazı değişiklikler yaptım. Parantez içindekiler benim ölçülerim. Sadece kek tek başına yenilecek lezzetteydi. Tavsiye ederim.
Malzemeler:
  • 250 gr. margarin(125 gr margarin)
  • 4 yumurta(3 yumurta)
  • 1 su bardağı şeker (3/4 su bardağı şeker)
  • 2.5 su bardağı un (1.5 su bardağı elenmiş un)
  • 1 su bardağı süt (3/4 su bardağı süt)
  • 1.5 çay kaşığı kabartma tozu (1 pk. kabartma tozu 1 pk vanilya)
Yarım su bardağı vişne reçeli , 60 ml krema, 150 gr bitter çikolata, hindistan cevizi ya da fıstık.
Yapılışı:
  • Oda ısısındaki margarini şeker ve vanilya ile iyice çırptım.
  • Yumurtaları tek tek çırparak ilave ettim. Sütünü de ekleyip çırpmaya devam ettim.
  • Un ve kabartma tozunu eledim ve spatula ile karıştırdım.
  • Yağlanmış kelepçeli kalıbıma hamuru boşalttım. 170 C de pişirdim.
  • Yumuşacık bir kek oluyor. Bu keki sıcakken parçalara ayırdım ve vişne reçeli ile karıştırdım.
  • Folyo üzerine döküp rulo şeklini verdim, dolapta bir saat kadar dinlendirdim. Sıkı bir rulo yapın ki sonrasında dağılmasın.
  • Bu sırada çikolatayı ince ince kıydım ve krema ile birlikte erittim. Soğumaya bıraktım.
  • Dolaptan çıkardığım rulonun üzerine eşit olacak şekilde kapladım. Üzerini de hindistan cevizi ile süsledim.
Aslında hemen de yenilebiliyor pastamız ama bir gece dolapta bekledikten sonra daha da güzelleşmişti. Reçel ile kek bütünleşmiş, çikolata da donmuştu. Bundan sonra sık sık yapacaklarım arasına aldım. Acil misafirler için basit ve güzel bir alternatif.
Huzurlu bir hafta, hatta ömür diliyorum ülkem için.
Sevgilerimle.
Tarif Hürriyet gazetesinin verdiği bir dergiden. Adını hatırlayamadım.

Çarşamba, Nisan 25, 2007

Çentik Kebabı

Tarif sevgili Zuhal'den. Oradan bize gülümseyen resmi, bana pozitif enerji vermiştir hep. Bu nedenle güncel olmadığını bildiğim halde sık sık gidip resmine bakarım.
Çentik kebabı da arşivini karıştırırken dikkatimi çekti. Kaçıncı defadır yapıyorum bilmiyorum ama her defasında "ıımmh nefis nefis" diyerek koca tabağı bitiriyoruz.
Ben yine kendimce değişiklikler yaptım. Dondurucuda yaz sonunda pişirip kaldırdığım patlıcanlarım vardı. Onları da bu şekilde bitirmiş oldum.
  • Bir küçük soğanı ve biberi zeytin yağda soteledim. (Bir tane domates de arzuya göre doğrayabilirsiniz. Ben domates yememeye çalıştığımdan ilave etmedim.) Bir tatlı kaşığı domates salçasını ve patlıcanları, tuz-karabiberi sırası ile ilave ettim.
  • Diğer yandan da ince ince kestiğim patatesleri iyice yıkadım ve kurulayarak kızarttım.
  • Bu arada tüm bu işlemlere başlamadan yoğurdumu bir tülbente aktardım ve biraz suyunu aldım. En sonra sarımsak ve tuz ile tadlandırdım.
  • Bir yandan da kıymayı kavurdum. En sonunda da, baharatlarını ilave ettim.
  • Sırası ile; patlıcanlı karışım, patates kızarmasının yarısı, sarımsaklı yoğurt, kalan patetes kızarması ve et kavurmasını ilave ettim.
Bizim alinazik kebabına benziyor. Alinazik kebabında da et iyi kavrulur. Ben de iyice kavurdum.
Bu arada; patlıcanın 15 Kasım - 15 Mayıs tarihleri arasında hormon seviyesi çok yüksekmiş. Uzmanlar tarafından bu tarih aralığında yenilmemesi tavsiye ediliyor. Mevsiminde hazırlayıp dolaba kaldırmak en güzeli sanırım.
Güzel hafta sonları size.
Sevgilerimle.
Not: Domatesin 15 Ekim-10 Kasım ve 10 Nisan-5 Mayıs, kabağın ise 1 Kasım-15 Mayıs tarihleri aralığında tüketilmemesi tavsiye ediliyor.

Pazartesi, Nisan 23, 2007

Bademli ve Fındıklı Bar Kurabiye

Bar kurabiye de ne derseniz kısaca anlatayım; önce kurabiye hamurunu tepside pişirip arkasından neyli yapmak istiyorsanız o şekilde bir karışım hazırlayarak hamura döküp tekrar pişirilmesi ile oluşan, üstü sakızımsı harika kurabiyeler.

Limon Bar hamurunu Münevver abla hindistan cevizi ile yapmıştı, ben de o şekilde denedim, üst malzemesini ise gördüğüm bir kaç tarifden doğaçlama hazırladım. Bazısında yumurta miktarı çok geldi, bazısında ise meyve püreleri vardı ve ben badem-fındık kullanacaktım. Makul bir tarif bulamayınca da kendim yapmaya karar verdim.

Bu harika tadı mutlaka denemenizi tavsiye ederek tarife geçiyorum.

Malzemeler:
Hamur:
  • 125 gr (1 cup) un
  • 60 gr(1/4 cup) şeker
  • 90 gr küp küp kesilmiş soğuk tereyağ
  • 1 fiske tuz
  • 2 avuç hindistan cevizi

Üstüne:
  • 2 yumurta
  • 60-70 ml su
  • 5 yemek kaşığı şeker
  • 1 çay karşığı tarçın
  • 1 çay kaşığı limon kabuğu rendesi
  • 3/4 su bardağı iri çekilmiş badem ve fındık

    Yapılışı:
Tüm işlemlerimi mutfak robotumda yaptım. Hem pratik hem de fazla bulaşık çıkarmadan.
  • Hamur malzemelerini robota ya da rondoya alın ve bulgur tanesi gibi ufalanıncaya kadar çekin.
  • Hamurunuzu elinizde toparlayın ve 20*20 cm ebatlarında küçük bir tepsiye bastırarak yayın. Önceden ısıttığınız 170 C deki fırında pişirin.
  • Hamur pişerken de üst malzemesini hazırlayın. Yine aynı kapta fındık-badem hariç tüm malzemeyi çırpın.
  • Badem-fındığı da ilave edip karıştırın ve pişen hamurun üzerine dökün. Tekrar fırına sürün.
  • Piştiğini anladığınızda çıkarın ve soğumasını bekleyin. Soğuduğunda dilimleyin ve afiyetle yiyin.
Pişirilmesi dahil 30 dk. kadar zamanımı aldı. Çok kolay bir tarif ve garanti bir tad. Yakın zamanda kayısılı olarak denemek gibi bir niyetim var. Tadını beğenirsem sizlerle de paylaşırım.
Huzurlu ve mutlu bir hafta geçirmeniz dileği ile.
Not: Tüm çocuklarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını en içten dileklerimle kutluyorum. Biz sabahleyin Utku'nun bayramını kutladık. O da ne olduğunu anlamadan şarkımıza eşlik etti. Hadi anne-babalar çocuklarımızın bayramını kutlayalım.
Sevgiyle kalın.

Cuma, Nisan 20, 2007

Soğanlı ve Ispanaklı Poğaça

Henüz fırından yeni çıktı bunlar. Taze taze hemen yedim her ikisinden de. İş yerine de getirdim ki bir fincan çay ile yiyeyim. Nefis oldular. Hemen tarife geçeyim.

Hamur İçin:
  • 1 su bardağı ılık su
  • 1/2 su bardağı yağ
  • 4 tatlı kaşığı şeker
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 pk. Dr Oetker kuru maya
  • Aldığı kadar un

Bir bardak ılık suyun içerisine tuz, şeker ve mayayı koyarak karıştırdım ve hamur yoğurma kabına aldım. Yağını da ilave ettikten sonra ununu yavaş yavaş ekledim. Yumuşak bir hamur elde ettim. Mayalanmaya bıraktım. Bu sırada ben de iç harcını hazırladım.

Soğanlı İçin;
2 kuru soğanı halka kalka doğradım. Tuzladım ve biraz beklettim.
Bol su ile yıkayıp, süzdüm. 2 kaşık zeytin yağ ile diriliğini kaybedinceye kadar kavurdum. Kavrulunca, tuz, karabiber, kırmızı biber ilave edip karıştırdım. Hem çörek otu ile hem de haşhaş tohumu ile denemek istediğimden soğan karışımının yarısına çörek otu kattım yarısına da haşhaş tohumu kattım.

Ispanaklı İçin;

Bu harcım önceden vardı ve değerlendirmek için kullandım. Ispanağı iyice yıkadım ve doğradım. Beyaz peynir ve kuru soğanı doğrayarak, ıspanak ile karıştırdım.

Mayalanan hamurunun havasını hafifce elime alıp sıkarak çıkardım. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar kopardım. Çok fazla oynamadan tepsiye dizdim. Ortalarına parmağım ile bastırdım ve harçtan koymak için yer yaptım. Yumurta sarısına çok az yağ koyarak hamura sürdüm. Sonra da yarısına soğanlı harçtan, yarısına da ıspanaklı harçtan koyarak 170 C deki fırına sürdüm.

Kaşar kalmamıştı evde. Soğanlı olanın üzerine çıkarmaya yakın kaşar ilavesi güzel olur diye düşündüm.

Tavuk etkinliği için sayfama bakmaya gelenlere küçük bir açıklama; bu ayki etkinliğe rahatsız olduğum bazı davranışlardan dolayı katılmıyorum.

Güzel hafta sonları sizlere.

Sevgilerimle.

Pazartesi, Nisan 16, 2007

Ve İşte Süprizim Bebek Pasta

Ve işte süprizim, karşınızdaaa bebek pasta. Bu pastayı tek başıma yapmadım. Hemşerinin ötesinde, güzel bir dost olan Naile ile birlikte yaptık. Dün misafirim oldu kendisi. Bir aydır bu günü beliyordum. Son günler ise geçmedi sanki. Ve kararlaştırdığımız gün geldi. Hazırlıklar yapıldı. Oyun hamuru ile oynayan çocuklar gibiydik.

Eli kolu dolu geldi Naile. Bana kendisinin çok sevdiği bitki çaylarından getirmiş. Hep almak istediğim 20 cm lik çemberlerden almış ve pasta süslemek için bant diktirmiş. Süslü püslü kurabiyelerden yapmak için kurabiye hazırlamış. Ona zamanımız yetmedi malesef. Utku da Naile teyzesinin getirdiği kurabiyeleri Şampiyon Zebrayı izlerken yedi. Pek de sevdi.


Bir gün önceden pastacı grubundan tanıdığımız Ebru Kaçmaz'ın modelleme hamurundan hazırladım. Bu hamuru çok seviyorum. Hem yapımı kolay hem de güzel bir hamur oluyor. Pasta ise yine Pastacı Burcu'nun çikolatalı keki. Benim en favori pastam. Kekin ıslak hali krema ile bütünleşince çok hoş oluyor.

Bu uykucu bebek en sevdiğim. Pek şirin oldu. Sonra pasaklı Ayşe tek dişi ile sevimli sevimli gülüyor. Kırmızılı bebek ise maviliye hınzır hınzır bakarken yapmak istedik.

İlk defa insan figürü yaptık aynı zamanda. Acemilik de var üzerimizde. Elimizden gelen bu arkadaşlar. Eminim zamanla bu işi daha iyi yapacağız. Figür çalışmayı seviyorum. Parçaları birleştirirken olacak mı diye heyecanlanmak ve ortaya yapmak istediğiniz şeylere benzer şeyler çıkınca insan çok mutlu oluyor.
Kaplama ise tam bir felaket. Nailede yaptığımız inek pasta kaplamasından arta kalan kaplama hamuruna (yetmeyeceğini düşünerek) biraz da modelleme karıştırdım. Sonuç ortada. Biraz aceleci de davranmamın etkisi var sanırım. Daha dikkatli olabilirdim. Siz kaplamayı görmeyin tamam mı?
Bu pasta bugün ablamın oğlu Onur'un ikinci yaş günü için hazırlandı. Akşama partimiz var.

Naile gittikten sonra bir ara Utku mavi bebeğin kafası koparmış "bibik" diye seviyor. Neyseki zarar görmemişti.

Pasta ve modelleme ile ilgili sormak istediğiniz sorularınız olursa seve seve cevap yazarım arkadaşlar.

Ve çok güzel bir gün geçirmeme vesile olan Naileye buradan teşekkür ediyorum. Umarım uzun yıllar devam edecek bir arkadaşlığımız olur.

Güzel bir hafta geçirmeniz dileği ile. Sevgiler...

Perşembe, Nisan 12, 2007

Elmalı Kurabiye

Hafta sonu gelmeden, size hem elmalı kurabiyelerimi anlatayım hem de süprizimi söyleyeyim dedim.
Bu elmalı kurabiyelerin üzerine, elmalı kurabiye tanımam. Cevizi, elması, tarçını bol, hamuru ince olup, yerken ağızda dağılmalı benim kurabiyelerim. Ekmek yer gibi çiğnememek gerek.
Elmalı kurabiyeyi bir de bu şekilde denemenizi tavsiye ediyorum.

Malzemeler:
  • 1/2 paket margarin ya da tereyağ
  • 1/2 su bardağı yağ
  • 1/2 su bardağı şeker
  • 1 su bardağı süt
  • 1 pk kabartma tozu
  • 1 pk vanilya
  • aldığı kadar un
  • içine; 5 adet orta boy elma, ceviz, tarçın, şeker
Yapılışı:
  • Öncelikle elmalarımızı rendeleyelim. Şeker ile birlikte tavaya koyarak kısık ateşte pişirelim. Elmalar suyunu salıp tekrar çekene kadar pişirelim. Suyunu çekmesi önemli. Piştiğini anladığımızda cevizi ve tarçını ilave edelim. Tüm bunları sizin göz kararınıza bırakıyorum. Cevizini bol kullanmayı severim.
  • Hamur için gerekli malzemelerden yumuşak bir hamur elde edelim. Oldukça kolay toparlanan bir hamur oluyor.
  • Hamurdan ceviz büyüklüğünde bir parça koparalım ve avucumuzun içinde yuvarlak olacak şekilde bastırarak açalım. İçine harcımızdan koyarak kapatalım.
  • Yağladığımız tepside 170 C de kızara kadar pişirelim.
Kurabiyelerin kalanını buzdolabında saklamanızı tavsiye ederim . Bu şekilde hamuru yumuşamamış oluyor.
Aynı zamanda pazartesi size bir süprizim olacak. Beni bekleyin güzeller.
Sevgilerimle...

Salı, Nisan 10, 2007

Sebze Graten

Bu graten; kurtarma operasyonu çerçevesinde hazırlandı. Siz elinizde ne varsa ekleyebilirsiniz.

Yapılışı:
  • Konserve sebze kullanmaktan elimden geldiğince kaçınırım. Patetes, havucu minik minik doğradım ve tuzlu suda haşladım. Ardından brokolileri de çok az haşladım. Bezelye ise konserve idi. Hepsini karıştırdım ve çok hafif tuzladım. Biraz da karabiber attım. Küçük küçük küpler şeklinde kaşar kestim aralarına yerleştirdim.
  • Beşamel sos hazırladım. Kendi ölçünüze göre yapabilirsiniz. Ben göz kararı yaptığımdan tam ölçü veremiyorum. Sadece beşameli hazırlarken, içine muskat rendeliyorum, biraz da tuz ile tadlandırıyorum.
  • Sebzelerin üzerine beşameli döktükten sonra üzerine de kaşar rendesi ilave ediyorum. Ve fırınlıyorum.

    Sadece brokoli ile de yapıyorum. Her ikisini de çok seviyorum.
    Grateni yaptığım gün eşim yemekte ne var diye sordu. Ben de sebze graten var dedim. Tam olarak ne olduğunu anlamayınca "içinde et var mı sen onu söyle bana" dedi. Olmadığını söyleyince ekşimiş bir yüz ifadesi ile bakakaldı bana.
    Brokoliyi, pırasayı, lahanayı, karnıbaharı, kerevizi, kırmızı lahanayı da sevmez sonra tavuk sevmez. Özellikle tavuk suyu kullandırmaz yemeklerde. Bizim eve bunlar sadece Utku'ya yedirilmek üzere giriyor. Ama ben annenim tavuk suyu ile pişmiş domatesli, nohutlu pirinç pilavını çok özledim.
    Sizlere güzel haftalar diliyorum.
    Sevgilerimle...

Cuma, Nisan 06, 2007

3 Tarif ve 3x3 Oyunu

1.1. Daha once yasadiginiz 3 sehir?
Gaziantep'de yaşıyorum ve okul için Adana kaldım bir süre. Şimdi yine Antepdeyim. Sanırım burayı seviyorum. Şu an için buradan ayrılmayı düşünmüyorum fakat günün birinde ben de bir sahil kasabasına gidip yerleşmek istiyorum.

1.2. Tatil icin gittiginiz, gordugunuz ve onermek istediginiz 3 yer?
Bodrum, Bodrum, Bodrum

1.3. Yasamak istediginiz (gormediginiz de olur) 3 sehir?
Rize; Karedenizin tamamını gezmek bir gün hayalim ve ilk olarak Rize'den başlamak istiyorum.

Zan Zibar; Doğu Afrikada bir ülke. Dr. Bora Bilgin 'in sitesinde görmüştüm. Sitedeki resimlerden sonra eminim bir çoğunuzun hayali olacaktır.

Amsterdam; tanıtımlarından çok etkilenmiştim. Kendi şehrimde gördüğüm, çevre kirliliği, kalabalık ve neredeyse her evde kişi başına bir tane düşecek kadar çok araba olan bir şehirde, insanın aklına hep Amsterdam gibi bisikletliler şehri geliyor.

2.1. Su anda ki mesleginiz nedir?
Bilgisayar programcısıyım, programcılık yapmıyorum. Özel bir şirkette yöneticilik diyebilirim.

2.2. Dunyaya yeniden gelseydiniz, hangi meslegi yapmak isterdiniz?
Okumak istediğim bölüm eczacılıkdı. Hatta ahşap merdivenleri olan bir eczane açmaktı hayalim. Dekorasyonunu bile hayal etmiştim. Sanırım hala özlemini çekiyorum.
Şu aralar da hayal ettiğim meslek, pastacılık. Yine ahşap merdivenleri var. Dekorasyonu bile hazır. :)

2.3. "Kesinlikle ben yapamazdim" dediginiz meslek nedir?
Kesinlikle tiyatrocu olamazdım. Bu yeteğe sahip kişilere de gıpta ile bakıyorum.

3.1. Yasam felsefenizi olusturan sozlerden biri?
Beşeri ilişkiler için "insanlar hak ettiğini yaşar" derdim sık sık. Son zamanlarda ise hak etmediğim bir tutum ile karşılaştığımdan bu cümleyi pek kullanmıyorum, hatta düşünmüyorum. Kendime yeni bir felsefe mi bulsam? :))

3.2. Bir kitapdan alinma, cok sevdiginiz bir cumle veya paragraf veya bolum?
/Gece sessiz bir şarkıydı, yıldızlarsa isimsiz. Böyle başlamıştı. Küçük bir kız yıldızların altına oturmuş geceyi dinlemişti, şarkılar söylemişti geceye. Yıldızlara isim vermişti, bir salıncak kurup yıldızlara gitmişti, siyah saçları uçuşmuştu gecenin içinde, siyah parıltılar dökülüp bir yol olmuştu, defalarca gidip gelmişti bu yoldan, uçsuz bucaksız sanmıştı, biri rüyalarından çalmıştı onu, gözlerini açtığında yıldızlar kaybolmuştu.../
Yine Melek Paşalı - Hayal Günlüğü (bu aralar sürekli bu kitabı okuyorum)

3.3. Cok sevdiginiz bir siirin bir parcasi?
Zambaklar en ıssız yerlerde açar,
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
Işıksız ruhumu sallar da durur,
Zambaklar en ıssız yerlerde açar.

Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi...
Ellerinden belli olur bir kadın.
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin, ellerin ve parmakların
(Monna Rosa / S.Karakoç)

Etimek tatlısını
Ümran Hanıma,
Serinmaviye ,
Ve güzel arkadaşım Hanifeye
ithaf ediyorum.





Kalp Brownileri de,
Aybikeye,
Hayat ablacığıma,
ve Canan'a
ithaf ediyorum.






Midye tatlısını;
şerbetli tatlılar cenneti olan Antep'in güzel blogcularına yani,
Naile ,
Lavantin ,
Betül'e
ithaf ediyorum.


Sevgilerimle...

Salı, Nisan 03, 2007

Bir Bonibonlu bir Sade Kurabiye

Son yazımın ardından böylesi şirin kurabiyelerle merhaba demek istedim. Desteğiniz beni çok duygulandırdı. Kötü şeyler yaşamış olarabilirim ama bak ne kadar güzel insanları kazanmışım dedim kendime. Beni hiç görmeseler de seven insanlar var. Ve yeniden hayatımdaki güzellikleri görerek devam etmeye başladım. Her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum varlığınız ve desteğiniz için.

Kurabiyeye gelince; görüntüsünü yabancı bir siteden esinlenerek yaptım. Tarifini ise kendim uydurdum denilebilir. Yani ben bir yerden almadım. Zaten normal bir un kurabiyesine de başka malzemeler girmiyor. Sadece fındık, badem, ceviz koydum fazladan.

Malzemeler

  • 3/4 su bardağı şeker
  • 1 tatlı kaşığı tarçın
  • 50-60 gr tereyağ(oda ısısında beklemiş ve küp küp doğranmış)
  • 1 yumurta
  • 2 su bardağına yakın un
  • 1/2 çay kaşığı tuz
  • 1/2 kabartma sodası
  • 1 s bardağı kadar ince çekilmiş ceviz, badem, fındık vs.(ben hepsinden biraz kullandım, siz evde ne varsa ona göre yapabilirsiniz)
  • Üzerine bonibon ya da çikolata sos

Yapılışı:

  • Rondona fındık, badem, cevizi iyice incelttim. Hepsinden azar azar kalmıştı böylece hepsini bitirmiş oldum.
  • Arkasından un hariç geri kalan malzemesini ilave ettim ve rondoyu tekrar çalıştırdım.
  • Sonra yaklaşık 2 su bardağı kadar un koydum ve yoğurmaya başladım.
  • Hamurumu iki parçaya ayırdım ve yağlı kağıt serdiğim tepsiye ince uzun iki şerit halinde uzattım.
  • Birinin üzerine bonibon döşedim. Birini boş bıraktım. Çünkü bonibon kalmadı.
  • Önceden ısıttığım 170 C lik fırında, üzerine hafif pembeleşinye kadar pişirdim.
  • Fırından çıkarınca birazcık soğumasını bekledim ve dilimledim. Ilıkken de yedik.

Boş bıraktığım kurabiyeyi ise hazır çikolata sos ile süsledim. Her ikisi de çok sevildi. Oldukça pratik bu kurabiyeler öyle değil mi? Tadını ise yiyenler acıbadem kurabiyesine benzetti. İçi hafif sakızımsıydı. Utkuya ise bonibonsuz verdim, beğenip de almadı. Bu güne kadar hiç yememişti ama "bonibooo" deyip de ağlayınca vermemeye kıyamadım. O nedenle bonibonlu kurabiyelerden bir iki tanesi Utkunun oldu.

Mutlu ve huzurlu günler diliyorum sizler için.

Sevgilerimle...

Pazartesi, Nisan 02, 2007

Hayal Günlüğü'nden ve benden

/Hep yeşil bir gölüm olsun istiyorum. Tenha ve yalnız bana ait olan. Herkesten kaçtığımda buraya sığınsam. Ayaklarımı bırakıversem serin sularına, yüreğime kadar ıslansam. Sonra en öfkeli gücümle taş atsam bu göle. Bu sesin çıkardığı ses gibi tok bir isyan olsam. Ve sen gelip beni bulsan. Hiç görmediğin seni, gözlerinden taşan yalnızlıktan tanısam. Ve kaçamayacağım tek insan sen olsan.../
****
/"Şu dağın en tepesine çıksam gökyüzüne dokunabilir miyim?"
"Hayır yavrum, gökyüzü çook uzak."
"Nereye" diye soran gözlerine, "Beni çağıran bir uzaklığa" demek isterdim. Ama ne gereği var. Herşey o kadar kolay yıkılıp gidiyor ki, kelimelerin, bu yükü kaldırması imkansız. Tıpkı dağlar gibi. İnsan en yüksek dağı yıkılmaya görsün, kalakalıyor ortada darmadağınık./
****
Okul yıllarında, defterlerimizin bir köşesine bir kaç cümle karalamışızdır, ya da en sevdiğiniz yazarın, en sevdiğiniz cümlelerini. Yukarıdakiler de benim alıntılarımdı. Bu kitap bana lise yıllarındaki masumiyetimi hatırlatır, geçmişimi özletir, en çok da Sümeyrayı. Ben bir yerinden başlardım denemeleri ezberden okumaya, sonunu O getirirdi. Yağmurun camlara vurduğu, yalnızlığın bunalıma dönüştüğü zamanlarda. Dokuz kişilik bir grupta O, en zeki olanımızdı. Okul birinciliği ve il derecesi vardı. Okul bitti ve evlendi gitti Ankaraya. Severek evlendi bir doktor ile. Şimdi ne yapıyor bilmiyorum. Eğitim sisteminin mahvettiği insanlarız biz malesef. Bulunduğumuz yer ile bulunmamız gereken yer arasında çok fark var. Canımı sıkan da bu sanırım. Hafta sonu bu gerçek bir tokat gibi indi yüzüme yeniden. Sıfat... ismin önündeki bir sıfat içindi tüm sıkıntılar ya da insanların saygınlığını kazanmak için olması gereken şey.
Ne zaman kendimi kötü hissetsem gömerim kendimi kitabıma. Okurum, okurum, okurum, satırların arasında kendimi ararım belki de. Yine böyle bir dönemdeyim. Sorgulamak ne can sıkıcı bir eylem. İnsanları, değer yargılarını, hayatlarını... Hasım ile hısım arasındaki ince çizgiyi... Sanırım çizginin diğer tarafına geçtim.
Dağınığım biraz, masam, odam, kafam hep dağınık. Yakında toparlanıp gelirim yanınıza. Kendimle hesaplaşmaya gidiyorum.

Sağlıcakla kalın...
Melek Paşalı Hayal Günlüğü nün kapak resmi de beni etkileşmiştir. Hayal gibi değil mi?

Çarşamba, Mart 28, 2007

Çatlamayan Çatlak Kurabiye ve Foglarım

Daha önce gördüğünüz çatlak kurabiyelere pek benzemiyor olabilir ama tadına söyleyecek lafım yok. Sanki çikolata yiyormuşsun hissi veren, harika kurabiyeler oldu bunlar.
Başarısızlığımın sebebi, dar zamanda sadece malzeme listesine bakıp, hazırlamamdı sanırım. Oysa tarifinde hamurun 2-3 saat dinlenmesi gerekiyormuş. Ben hamuru hazırladıktan sonra poğaça yapacak kadar beklettim sadece. O nedenle aceleye gelmiyor bu çatlaklar.
İlk olarak Zinnur hanım, arkasından Münevver abla sonra da Serinmavi'de gördüm. Zinnur hanım tarifi yabancı bir siteden almıştı. Serinmavi nasıl yapıldığını ayrıntılı bir şekilde anlatmış sitesinde.
Bunlar da benim foglarım. Ne de sevimli görünüyorlar. Bu poğaçalar çook kolay. Sitede yayımladığım ilk tarifim. O zamanlar kimse görmemiştir, hem hatırlatma olur hem de bu fogları gösteririm diye çekmiştim resmini. Utkunun en sevdiği poğaçalar bunlar. Ben patetes, peynir, kaşar peyniri, maydanoz karışımı bir harç ile yapıyorum genelde. Tarifine buradan ulaşabilirsiniz.

Bu hafta limon barlardan başka ekleyebileceğim bir şey yok derken, depodan bunlar çıktı. Bir an önce yeni hazırlıklar yapmalıyım. İşlerim de yoğun ama elimden geldiğince vakit ayırmaya çalışıyorum buraya.

Güzel hafta sonları. Sevgilerimle...

Pazartesi, Mart 26, 2007

Limon Bar

İlk Münevver ablamda gördüm ve vuruldum (bu arada o sayfadaki antik kurabiyeler de denenmiş ve tam not almıştır). Sonra Lavantin'de görünce yeter artık deneyeyim dedim. Bunca zaman yapmayıp da beklettiğime nasıl kızdım anlatamam. Soğuk yenmesi tavsiye ediliyor ama sabah sabah işe gitmeden önce hazırladım bu barları. Soğutup yemeye zamanım yoktu. Bekleyecek sabrım da yoktu açıkçası. Dayanamayıp bir dilim yedim. Mis gibi bol limon aromalı.

Yapması zor zannederek gözümde büyütmüşüm. Yanılmışım. Utku ile birlikte pişirmek dahil bir saatte hazırladık. Masanın üzerine çıktı, annesine yardım etti kuzum. Tepsiyi yağlamayı unutarak bastırmışız hamuru, aaa yanlış yaptık dedim. O da "aaa" diye üzgün efekti verdi anneye, taklit edecek ya illa. Tepsiyi yağlayarak tekrar yaptık. Minicik eller bastırdı hamuru, sevinç çığlıkları ile. Utkuya göre herşey oyun tabi.

Barları, saklama kabına koydum, buzdolabında beklettim, bekledikçe daha da güzelleşti.
Çikolatalı, portakallı, vişneli, cevizli, kayısılı bar olmak üzere bir çok çeşidini yapabiliriz sanırım. Denedikçe sizi haberdar ederim.

Limonlu barı Münevver abla hindistan cevizi kullanmış, ben Estelle' nin yaptığı gibi badem tozu kullandım. Bir sonrakini hindistan cevizli deneyeceğim. Hindistan cevizinin aroması ile limonun yakışacağını düşünüyorum.
Malzemeler
Hamuru için :
  • 125 g (1 cup) un
  • 60g(1/4 cup) şeker
  • 1 fiske tuz
  • 1 avuc ince çekilmis badem
  • 90g (6 çorba kasigi ) küçük küplere kesilmis soğuk tereyağ

Üzeri icin :
  • 180 g (3/4 cup) şeker(ben daha az kullandım)
  • 2 büyük yumurta
  • 60 mL (1/4 cup) taze sıkılmış limon suyu
  • 1 çorba kasiğı limon özü veya limon kabuğu rendesi
  • 1 kahve kasigi un
  • 1/2 kahve kaşığı kabartma tozu
Yapılışı :
  • Hamur malzemelerini mikserimde çırptım. Pütürlü bir kıvamı olacak. Estelle "ufalanmış ekmek içi" diye tabir ediyor.
  • Yağladığım tepsiye bu hamuru bastırdım ve 180 C de ısıttığım fırında 15-20 dk. kadar pişirdim. Hafif kızarınca anlarsınız.
  • Hamur pişerken üst malzemesini hazırladım ve hamur pişince üzerine döktüm, tekrar fırına koyarak 15-20 dk. kadar pişirdim. Estelle 30 dk. demiş ama benim fırınım fanlı olduğundan sanırım hızlı pişiyor.
  • Soğuttuktan sonra dilimleyerek servis yapın diyor. 5 gün önceden hazırlanması gerekiyormuş. Misafir için ne güzel bir seçenek değil mi? Hazırla bir kenara koy.
Limon barların, sizin de denenecekler listesinize girmesini isterim. Beğeneceğinizden eminim.
Güzel bir hafta geçirmeniz dileği ile.
Sevgiler...

Perşembe, Mart 22, 2007

Kereviz ve Karnıbahar Kızartması - Ispanaklı Börek

Üniversite yıllarında yurtta kalırken, akşam yemeğini kantinde yedikten sonra bana yemekhanede karnıbahar olduğu haberi gelince tok olduğum halde gidip yerdim. E tabi o zamanlar kilo problemim de yok.
İki gün önce patronum Ertan bey, bana bir diyet programı getirdi ve hadi başlayalım dedi. Diyet müsli ağırlıklı bir beslenme. Ertan bey de çeşit çeşit müsli almış gelmiş. Bir deneyelim bakalım dedim ve öğleden sonra üç kaşık müsliyi diyet süt ile karıştırdım yedim.
Akşam oldu ve Utkuyu almaya Nur ablaya gittim. Büyük bir karnıbahar almış ki ben seviyorum diye çok yapacakmış. Sevinsem mi üzülsem mi çelişkide kaldım. Eve gittikten sonra kocaman bir tabakta karnıbaharlar geldi.
Yukarıda resmini gördüğünü kızartmayı iki hafta önce ben yapmıştım. Kerevizin, kızartıldığını biryerde görmüştüm . Denemek istedim, bence kerevizin en güzel hali sarımsaklı yoğurt ve mayonezle olan salatası. Denemek isterseniz, yumurta, çok az un, tuz ve karabiberi iyice çırptım. Tuzlu suda az haşladığım kerevizleri önce bu karışıma sonra da kızgın yağa attım.
Hemen arkasından yine tuzlu suda biraz haşladığım karnıbaharları bu karışıma batırarak kızarttım. Üzerine limon ve sarımsak karışımı bir sos yaptım. Yanında da piyaz.
Karnıbaharlar harikaydı ama kerevizin kızarmış halini pek sevmedim.
Bu ıspanaklı, bol kaşarlı böreği ise, iş yerindeki Ahmet ustamız getirdi bana. Paketi masama bırakıp gidince büyük bir heyecanla açtım ve tok olduğum halde hepsini yedim. Aynı zamanda içinde bir tane biber dolması vardı. Ahmet usta yemek konusunda, özellikle Antep yemek kültürü konusunda çok bilgilidir. Aklıma bir şey takıldığında hemen ona sorarım. O da büyük bir keyifle anlatır.
Hamileyken"kızım çilek yersen çocuğun zeki olur" diye sürekli çilek yedirdi bana. Sadece çilek de değil, iyi beslenmem gerektiğinden mevsim meyvelerinden de görünce dayanamayıp alırdı. Şimdi oğlum "didee" diyor Ahmet ustaya. O da "dede kurbaann" diye yanıt veriyor. İnşallah kendi torunlarını da görür bu sevgi dolu insan.
Hafta sonunu mutfakta geçirmek istiyorum. Denemek istediğim o kadar çok tarif varki. Bu durumda da diyet askıda kalıyor. Ben de pazartesi başlarım diyete :)))
Sevgilerimle...
İlk resim yine akşam yemeği için yapıldığından sarı spotun altında çekildi. O nedenle fazla sarı. .

Pazartesi, Mart 19, 2007

Ye#20 Tırşık Çorbası ve Körmen Otlu Börek


Tırşık; daha çok Kahraman Maraş ve Osmaniye taraflarında çorbası yapılan bir bitki. Taze iken yemek gerek. Yapraklar sertleştikten ve ortasında mor renkli çiçeği çıktıktan sonra zehirli bir bitki oluyor. Aç karnına yendiğinde bağırsak parazitlerine ve gastirite iyi geldiği söyleniyor. Daha detaylı bilgi için sizi şuraya alayım.
Dün akşam bir kase geldi bize bu çorbadan. İlk kaşıkta hemen hatırladım. Bu çorba annemin ben küçükken sürekli yaptığı çorbasıydı. Maraşın çorba çeşiti çoktur. Bu da onlardan bir tanesi. Meğer bu işin ustadı annemmiş de haberim yok. Annem bu ota "gavur pancarı" derdi, o nedenle hatırlayamamışım. Bundan sonra benim de mutfağımda yavruma yedirilmek üzere pişirilecektir bu çorba. Belki o da annesini bir gün bu şekilde yad eder.
Tadı ise çok farklı. Kekremsi bir ekşisi var. Bayıla bayıla yedim bir kase, sonra da ikincisini istedim. Yapılışı ise daha da ilginç. Şöyleki;
Tırşık yıkanıp ince ince doğrandıktan sonra, önceden ıslanmış nohutu(biraz haşlanmış da olabilir) ve dövmeyi yoğurt mayalama ısısındaki su ile kapaklı bir tencereye koyup, bir kase yoğurdu yavaşça içine aktarıyoruz. Karıştıryoruz. Sonra üzerini un ile kaplayıp(eleyebilirsiniz) ağzını kapatıp, iyice sarıp sarmalıyoruz. Bir gece bu şekilde bekleyerek mayalanacak. Mayalandıkça da ekşiyecek. Ne kadar ekşi bir tadı olursa o kadar iyiymiş. Köpük köpük olan yüzündeki unu alıp atıyoruz. Pişirmeye bırakıyoruz. Bu işlemi düdüklü tencerede yapmanızı öneririm. Pişme süresi uzun sürüyor çünkü. Çok iyi pişmezse ağızda tırşık yakıcı bir ekşi tad bırakıyor. O nedenle iyi pişmesi gerekiyor. Düdüklüde en az 1-1:30 saat sürüyormuş.
Kendim yaparken annemin yaptığı değişik bir şey var mı sormalıyım.

KÖRMEN ise yabani sarımsağının buradaki halk arasındaki ismi. Pazara gittiğimde yaşlı bir hanım satıyordu bunu. Adını sordum körmen dedi. Ne yapılır bununla dedim, çökelek böreği güzel olur dedi. Unutmamak için tekrar edip durdum tam arabaya binecektim ki, o da ne unutmuşum, doğru bilgi verme aşkı ve şevki ile koşa koşa gittim tekrar sordum, oradakiler güldüler, kör göz düşün dedi oradan aklında kalır dediler. Yarı türkçe, yarı ingilizce kör adam manası çıkıyor. Bu şekilde aklımda kaldı. Bir daha da hiç unutmam sanırım.

Börekler bizim semt fırınında pişirilir. Genelde kapalı yaptırılır ama ben bu halde daha çok seviyorum. kapalı yaparken yumurta konmuyor, açık pişirilecekse yumurta ilavesi olması gerek ki yüzü yanmasın.
Malzemeler:
  • Körmen(alternatifi sarımsak)
  • 2 dal yeşil soğan
  • Çökelek(tuzlu olduğundan biraz lor ilavesi yaptım)
  • Çok az salça
  • yeteri kadar yağ
  • 2 yumurta
  • Nane-karabiber-kırmızı biber
Yapılışı:
  • Körmen ve soğanlar ince kıyılarak yağda soldurulur.
  • Salçası ilave edilip biraz daha karıştırılır.
  • Çökelek ya da lordan sonra baharatlar ilave edilir.
  • Evde yapmak için herhangi bir mayalı hamur kullanarak yapabilirsiniz.
Sevgili Asya hanım o kadar güzel bir konu belirlemiş ki bunu zamanla anlayabildim. Neden derseniz, ilk duyduğumda yapabileceğim bir şey aklıma gelmedi ve sanırım bu defa etkinliğe katılamam diye düşündüm. Sonra pazardaki, bahçemizdeki otları farketmeye başladım. Değişik değişik otlar görmeye ve duymaya başladım. Algıda seçicilik işte. Etkinliğin arşivinden bol bol yararlanırım artık.
Asya hanıma da buradan kolaylıklar diliyorum.
İyi haftalar, saygı ve sevgilerimle...

Cuma, Mart 16, 2007

Aldım-Kullandım-Memnunum :))

Yeni bir oyun başlamış yine. Beni oyuna Münevver ablacığım davet etti. Ben de iştirak edeyim dedim. Oyunun konusu severek kullandığımız eşyalarımız.
Sabahleyin Utku'nun iğnesini yaptırıp geldikten sonra, kahvaltı hazırlıyorum, işe gitmek için hazırlanıyorum, Nur ablaya bırakmak için Utkuyu hazırlıyorum, biraz ortalık toparlıyorum, diğer yandan da resimleri çekip yayımlayayım diye uğraş veriyordum. Benim koşuşturmalarım rutinim oldu.


Eve gider gitmez ilk işim su ısıtıcısına su koyup kaynatmakdır. En çok kullandığım eşyamdır kendileri.
Benim de mikserim Münevver ablanınkine benziyor. Kitchenaid alma gereksinimim yok. Daha profosyonel bir makinem olmasını isterdim ama aradaki fiyat farkı uçurum. Bununla yumurtalarımı çırparken diğer malzemeleri mikseri bırakmaya gerek kalmadan alıp ilave ediyorum. Bazen Utku ile seyrediyoruz nasıl çırptığını. Utkuya ilginç geliyor şimdilik :))
Bu benim çok sevdiğim çaydanlığım. Geçenlerde ucunu kırdım. Normalde kırılan bir şeye üzülmem ama bunun için gerçekten çok üzüldüm. Hatta gözümden iki damla yaş geldi.Herşeye ağlayan biri değilimdir ama demek ki arasıra bende de olabiliyormuş.

Bunlar sabahleyin o telaş içinde gözüme çarpanlardı. Daha detaylı bakamadım. Sevdiğim bardaklarım, fincanlarım da vardı aslında.
Bundan sonrakiler de Utkunun. Utkunun ayakkabılarının deri ve ortopedik olmasına dikkat ediyorum. Bu en sevdiğim ayakkabısı. Ama artık giyemiyor tabi. Saklıyorum ben de. Bizim beyin ayak numarası 24 oldu. Bu ayakkabı 21 numara. Arasıra babasının 45 numara terliklerini giyip geziyor. Babasının yolunda ilerliyor o da.
Utku dört aylıkken işime dönüş yaptım. Anne sütüne devam etmesi için uzunca bir araştırmadan sonra bu pompaya karar verdim. Pompa, biberon, saklama kapları ile birlikte. Yavrucuğum bu sayede ilk 6 ayını su dahi almadan sadece anne sütü alarak geçirdi. Biberon emziğinin, anne sütü çıkışlı olması sayesinde hem biberondan hem de benden beslendi. Bazı çocuklar biberondan sonra annesini bırakabiliyor. Saklama kablarını halen kullanıyoruz. Çalışan annelere göre tam. Kesinlikle tavsiye ederim.
Bu da Utkunun en sevdiği bultak arabası. Utkunun doğumgününden bu yana yani 23 Ağustostan itibaren pilini hiç değiştirmedik. Hergün oynamasına rağmen çok iyi çalışır durumda. Bir gün içindeki pilin ne olduğuna bakacağım. Arabanın heryeri de ötüyor oysa. Aynı zamanda her bir parçası da figür oluyor. Şöförü de vardı ama bulamadım. Nerelere attı kim bilir.

Oyunu devam ettirmesi için topu Tubacığıma, Nükhetciğime, Nilaya, Naileye ve bugün ilk defa gtalk da görüştüğümüz Süheylaya atıyorum. Hadi hanımlar bakının evinize. Ne çıkacak görelim biz de.
Sevgilerimle...

Not: Ot etkinliği için çalışmalarım hızla devam etmekte. Yetiştirebilirim umarım.

Çarşamba, Mart 14, 2007

Farklı bir Uğraş - Peçetelik


Bu da benim yeni uğraşım. Bunu kullanabilecek kadar şık bir sofra hazırlamak nasip olur mu bilmiyorum.
Çok sevdiğim bir arkadaşıma hediye olarak da yaptım bundan. Biraz zaman alıyor yapması. O nedenle yavaş ilerliyorum. Komşum Nur ablalara gittiğimde, çay eşliğinde yapıyoruz. Utkunun elinden kaçırmaya çalışarak tabi.
Elişi sitesi gibi oldum sanırım. Ama bu güzelliği de sizlerle paylaşmadan geçemedim.
İyi hafta sonları size şimdiden.
Sevgilerimle...

Pazartesi, Mart 12, 2007

Dondurmayı Kızartalım mı?

Dondurmanın kızartılabileceğini, 1998 yılında Bodrum'da gittiğimiz Çin lokantasındaki aşcıdan duymuştuk. Çok ilginç gelmişti. O akşam yiyememiştik, kendileri yapmaya başlamamış fakat İzmirdeki yerleri yapıyormuş.
Derslerinden ve arkadaşlarından başka bir şey düşünmeyen 17 yaşındaki bana sadece ilginç gelmişti. Bir gün yapacağım hiç aklıma gelmezdi.
Oysa bildiğimiz Maraş dondurması. Bana göre çok güzel olmuştu. Hatta komşumuz Safiye ablaya da gönderdim ve oğlu Utku; "Rabia abla yine isterim, harika olmuştu" dedi. Ah güzelim benim, bir daha yapmayı gözüm yemiyor. Neden derseniz, kızartma işlemlerini fritöz ile balkonda yaparım. O yağlı buharın mutfağa sinmesi ve evin yağ kokmasına tahammül edemem. Bu işlem de fritözde olacak gibi değil. Aslında fritözün süzeği kullanmadan da yapılabilirdi. Aklıma şimdi geldi. Sözün özü, kızartmayı mutfakta yaptım ve 20 saniyelik bir kızartma işlemi için zahmetli bir temizliğe tekrar girmeyi istemiyorum.

Yeter Rabia tarife geç dediğinizi duydum, tamam geçiyorum,

Malzemeler
  • 250 gr Maraş dondurması(algida tarzı dondurmanın kızaracağını düşünmüyorum)
  • 1 su bardağı kadar rondoda çektiğiniz mısır gevreği(Cornflakes)
  • 1 yumurta
  • isterseniz bir miktar tarçın(ben eklemeyi unutmuşum)
Yapılışı
  • Dondurmadan yuvarlak parçalar yapıp, önce yumurtaya sonra mısır gevreğine buladım.
    Bu işlemleri hızlı yapmak gerekiyor. Eritmeden.
  • Sonra dondurucuda bir saat kadar dinlendirdim.
  • Tekrar yumurta ve gevreğe buladım.
  • Bir saat kadar tekrar dinlendirdim.
  • Derin ve çok iyi kızmış olan yağa dondurma toplarını attım ve 15-20 saniye sonra hemen çıkarttım.
Sıcak sıcak servis yapın. Hemen erimeye başlıyor çünkü. Resimden anlaşılıyordur sanırım.
Muhabbetle kalın

Cumartesi, Mart 10, 2007

Yeni Bir Oyun

Çok sevdiğim blogcu arkadaşım Zerrinciğim beni bu oyuna dahil etmiş. Oyun; dost bloglardan bahsetmek. Basettiğiniz blogcu böylece sobelenmiş oluyor. Aklıma o kadar çok isim geliyor ki, hepsini yazmış olsam başkasına anlatacak isim kalmayacak. Başlayalım bakalım,

Naile; hergün Gtalk'da görüştüğümüz, nerede ne olmuş hemen haberleştiğimiz, iş ortamında yalnız olmama rağmen kendimi yalnız hissetmediğim, sohbetinden hiç sıkılmadığım, ilgi alanlarımızın hemen hemen aynı olduğu, kendimi çok iyi ifade ettiğimi düşündüğüm, samimiyetine inandığım, becerisini ve azmini takdir ettiğim, hemşehrim, dostum kendisi. İlk zamanlar kırgındım kendisine, haberi yoktu tabi. Bıraktığım yorumlara cevap yazmamıştı. Ahh ben bunlara dikkat eden biriyim. Sonra tanımak istedim kendisini. Mailleştik ve gtalk da konuşmaya başladık. Çok olmadı görüşmeye başlamamız, şimdi çok iyi bir dostum daha oldu.

Münevver ablacığım; o bana ilk yorum bırakan, birilerinin yaptıklarımı gördüğünü farkettiren, kişiliğine, insanlığına, nezaketine, samimiyetine hayran olduğum, çok ama çok sevdiğim güzeller güzeli insan. Ne zaman sitesini güncellediğini bildiğim halde hergün bir kaç defa sitesine uğrarım. O bir mayalı hamur ve sufle ustası.

Lama; ama o çok tatlııı... Sitesini herdaim tebessümle açtığım, açık sözlü, güzel kalpli, espirili, tatlı mı tatlı mor bir lama o.

Betül; blogu yokken, düşüncelerini ifade etmek için beni msn de bulan, güzel, iyi niyetli, tatlı sözlü, kibarım benim. Hergün sohbet ederiz, dertleşiriz, eşlerimizden dem vururuz bazen, fikirler alırız birbirimizden.

Lavantin, o bir gurbetci, ailesine, memleketine hasret çeken, en çok da dedesini özleyen, sanatı seven ve sanatla uğraşan, sürekli tarif ekleyen, bu yaz olmasa da gelecek yaz görüşmeyi umut ettiğim hemşehrim.

Süheyla; deyince bizim bayram kurabiyeleri gelir aklıma. Çok sever de kendisi kurabiyeyi. Sitesine girince, kendimi hep açıkmış hissediyorum. Kendime çok yakın hissettiğim biri.

Hesna; hanım hanımcık, çocukları için özverili, bilinçli bir anne. Münevver abladan sonra yorumunu aldığım ikinci kişi aynı zamanda.

Gülenay; çok kafa dengi, sohbeti hoş, turunculu sitesi olan, o çiçek bütünleştirdiğim, kokoş blogcu. Kokoş olduğunu kendisi söyledi canım. Ben gerçek hayatta tanışmak ile şereflenemedim henüz.

Hayat ablacığım; onda anne sıcaklığı hissediyorum hep. Çok içten ve samimi.

Gül; sevgi dolu bir kalbi var onun.

Vee beni bu oyuna dahil eden Zerrinciğim; kitap okumayı seven ki bu benim için önemli bir kıstastır, seveni bol olan, Kıbrıs'tan yazan güzel.

Benim listem böyle uzaaar gider arkadaşlar. Fakat sizin gözlerinizi de yormak istemiyorum.

Emek verilmiş her blogu ve blog sahibini seviyorum. Link verdiğim kişiler benim özellerimdir. Çünkü sayfanda link verirken, sitenin güzelliğine değil de sahibinin güzelliğine bakıyorum. Hergün ilk işim linklerimi ziyaret etmek oluyor. Her biriniz ayrı bir değer, ayrı bir güzelsiniz benim için.
Sevgi ve saygılarımla...

Perşembe, Mart 08, 2007

Çikolatalı Pasta

Geçtiğimiz hafta sonu yeğenlerimize pasta yapmıştım. Böyle bir niyetim olduğunu daha önce de söylemiştim.
Oldukça yüksek bir pasta oldu.
Pastayı nasıl yaptığıma gelince;
Kek Malzemeleri:
  • 5 yumurta
  • 4 yemek kaşığı sıcak su
  • 130 gr şeker (3/4 su bardağı)
  • 1 pk vanilya
  • 120 gr un (1 su barsağı yaklaşık)
  • 100 gr nişasta (3/4 su barsağı)
  • 1/2 su bardağı yağ
  • 2 tatlı kaşığı kabartma tozu
  • 2 yemek kaşığı kakao
  • 100 gr ~ erimiş çikolata (1,5 pk bitter çikolata da kullanabilirsiniz)
Arasına muz, fındık, tereyağ ve şeker
Islatmak için çilek reçeli ve süt
Kreması için Dr.Oetker'in kakaolu pasta kreması

Yapılışı:
  • Yumurta ve suyu 1-2 dk. çırptım.
  • Şeker ve vanilyayı ekleyip 2-3 dk. daha çırpmaya devam ettim.
  • Yağı ve benmaride erittiğim çikolatayı da ekledim. Bu aşamada mikseri bırakıyorum ben. Plastik spatula ile karıştırıyorum.
  • Elediğimiz un, kabartma tozu, kakaoyu da ilave edelim.
  • Çemberlerimin 18 cm. olduğunu düşünüyordum ama 16 cm. sanırım. İki çembere paylaştırarak 175 C de pişirdim.
  • Kek pişerken, kremamı paketin üzerindeki tarife göre çırptım, dolaba kaldırdım.
  • 2 yemek kaşığı tereyağ ve 2 yemek kaşığı şekeri kısık ateşte kremalize ettim. Arkasından da dilimlediğim muzları ilave ettim. Ve hafif kızarana kadar önlü arkalı pişirdim. Tek tek çevirerek yaptım bu işlemi, muzları dağıtmak istemedim.
  • Kekim piştikten sonra, biraz soğumasını bekledim. Normalde bir gün önceden hazırlanması tavsiye ediliyor ama zamanım yoktu bunun için. Her iki kekimi ikiye böldüm ve dört parça kekim oldu.
  • Çilek reçelim vardı evde. Taneleri azalmıştı. Ben de suyundan bir kaç kaşık aldım ve 3/4 bardak süt ile karıştırdım. Bu karışımla da kekimi ıslattım. Bu işlemi fırça ile yapıyorum.
  • Bir katına kremalize ettiğim muz ve krema,
  • bir katı sadece krema ,
  • bir katına da fındık ve krema koyarak pastamı yükselttim.
  • En dışını da kalan krema ile kapladım ve rendelediğim çikolata ile süsledim.
Tüm bu işlemleri Pazar sabahı Utkuyu uyuttuktan sonra yaptım. Akşama kadar dinlenirse yenebilir diye düşündüm.
Tereyağlı muz çok yakıştı. Denemenizi tavziye ederim.
Benim yaptığım en düzgün pasta oldu bu. Yavaş yavaş öğreniyorum sanırım.
Güzel bir hafta sonu geçirmeniz dileği ile.
Sevgiler...

Pazartesi, Mart 05, 2007

Sevimli İneklerimiz

Dadadadaaaaammm....Pazartesi süprizimiz işte karşınızda.
Bazılarının gözünden kaçmamış ve süprizimiz anlaşılmıştı. Sır tutmasını biliyorlar neyseki kimselere söylemediler. Kapalı kutu gibiler. :D
Cumartesi günü, blogcu arkadaşım aynı zamanda hemşehrim Naileciğim ile birlikte yaptık bu figürleri. Hafta içi gtalkda konuşurken, cumartesi buluşup bu figürü yapmaya karar verdik. Utkumu Nur anneannesine bırakarak yollara düştüm. Saat 13:00 için söz verdiğim halde yol çalışmalarından dolayı yarım saat geç ulaştım. Trafiği zor olan bir şehirde yaşamadığıma şükrettim, ne kadar zormuş. Evlerimiz çok da uzak değil neyseki.
Cumartesi günü de bu modellemeyi belki yapamayız diye acil durum için başka modellemelerin de resimlerini cd ye aktararak gitmiştim ki rezil olmayalım dedik. Neyseki ilk modelleme için fena olmayacak bir sonuç ile karşılaştık.

Yaparken Naile sık sık hadi resim çekelim dedi. Böylece bir sürü resim çekmiş olduk.

Ben, güzel arkadaşım Betül'ün bana gönderdiği hazır şeker hamurunu ve pastacı grubundan tanıdığımız Ebru Kaçmaz'ın modelleme hamurunu hazırlayarak gidecektim. Ama unutkan biri olmamama rağmen en önemli şeyi unutarak gitmişim. Şeker hamurunu. Oradayken hamuru evde unuttuğumu anladığımda çok kötü olmuştum. Neyseki eşim evdeydi. Aradım ve getirmesini rica ettim. Hangi erkek bu durumda emredersin karıcığım seve seve getirim der ki. Biraz mızmızlandı ama tatlı kociş beni kırmadı. Ben de rahatlamış oldum.

Naile de bana da güzel şeyler hazırlamış tabi. Güzel sohbetin yanında modelleme yapmak çok eğlenceli oluyormuş.

İneklerden oturanı ben yaptım, tembel tembel yatanı da Naile. :D

Yaparken de çok güldük. Bazı benzetmeler yapmadık değil.

Kaplamada kusurlar var yine. Zaman darlığından biraz aceleye geldi. Çiçek kalıplarımız olmadığından elimizde çiçek yapmaya çalıştık.
Modelleme bittiğinden sevimli sevimli yatan ve oturan ineklerimize baktık ve güldük. Çok güzel olmuşlardıııı....

Modelleme hamuru ile çalışmak gerçekten güzelmiş. Ben aşık kalpleri modelleme hamuru ile yapmamıştım ve çok zorlanmıştım. Verdiğim formu korumuyor ve çöküyordu. Bu ise çok kolay oldu. Modelleme hamurunun tarifini isterseniz daha sonra eklerim. Şimdi yanımda değil.

Ve son söz Naileye.

Çok güzel ev sahipliğine ve samimiyetine çok teşekkür ediyorum. Umduğumdan daha güzel bir gün geçirdim. Buluşan blogculara hep imrenerek bakardım. Ya ben niye kimseyle görüşemiyorum diye üzülürdüm. Bu mutluluğu bana yaşattığın için minnettarım. Çok ama çok teşekkür ediyorum. Seni tanıdığıma çok mutlu oldum. En kısa zamanda tekrarlamak dileği ile...

İyi haftalar diliyorum.

Sevgilerimle...